Transhümanizm: Makineleşecek İnsanlık ve Ölümü Yenmek

İnsanüstü bedenler ve ölümü yenme olasılığına hazır mıyız?

Makinelerle Birleşmek

Transhümanizm yani insanlığın ötesi fikri, makinelerle birleşerek biyolojik sınırlarımızı aşabileceğimiz fikridir.

Transhümanizm fikri, 1990’lı yıllarda teknoloji ile ilgili bir dizi akıllı tahminle halkın ilgisini çeken Ray Kurzweil (şimdi Google’da mühendislik direktörü) tarafından popülerleştirildi. Kurzweil, 1990 tarihli Akıllı Makinelerin Çağı (MIT Baskısı) isimli kitabında, bir bilgisayarın 2000 yılına kadar dünyanın en iyi satranç oyuncusunu yeneceğini öngördü. Bu olay 1997’de gerçek oldu.

Ayrıca; internetin patlayan büyümesini, giyilebilir teknolojiyi, dronlu savaşları ve otomatik dil tercümesini de öngördü. Kurzweil’in en ünlü tahmini ise, “tekillik” olarak adlandırdığı şeydir. Yani 2045 yılı civarında gerçekleşmesini öngördüğü, hızla gelişen bir teknolojik büyümeyi tetikleyen yapay bir süper zekanın ortaya çıkacak olmasıdır.

Bazı açılardan, insanların ve makinelerin birleşmesi ki transhümanizm temellerinin atıldığı anlamına da geldiği düşünülürse zaten başlamıştı. Koklear (salyangoz tipi) implant gibi biyonik implantlar, beyinle iletişim kurmak için bilgisayar çipleri tarafından düzenlenen elektriksel uyarıları kullanırlar ve böylece kaybolan duyuları geri getirirler. Bu vakalar, bir donanım ve beyin arasında basit sinyallerin gönderilmesini teşkil eder. Bununla birlikte, gerçekten zihinleri ve makineleri birleştirmek için, düşünce ve anıları göndermek üzere bir yola ihtiyacımız var.

Los Angeles’taki Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim adamları, 2011 yılında beyin için harici bir sabit disk olarak çalışan bir bilgisayar çipini sıçanlara taktıklarında transhümanizm için ilk adımı atmış oldular.

İlk önce sıçanlar, ödül kazanmak için bir dizi kolu çekerek belirli bir beceri öğrendiler. Silikon implant, yeni hafızanın beynin hipokampüs bölgesinde kodlandığını tespit etti ve tespit ettiği elektrik sinyallerini kaydetti. Ardından sıçanlara hipokampüsü bozan bir ilaç vererek bu beceriyi unutmaları teşvik edildi. Daha sonra silikon implant, eğitim sırasında kaydedilen modeli taklit etmek için bir grup elektrik sinyalini ateşleyerek duruma hakim oldu. Şaşırtıcı bir şekilde, sıçanlar bu beceriyi hatırladılar – aslında çipin elektrik sinyalleri hafızayı baştan oynatıyordu.

Olası potansiyel engeller: Beyin, Kurzweil’in söylediği gibi, bir bilgisayardan insanların olduğundan daha farklı olabilir. Inria’daki (Fransız Bilgisayar Bilimleri ve Otomasyon Araştırma Enstitüsü) bir bilgisayar bilimcisi olan Nicolas Rougier‘e göre, beyin kendisinin düzgün çalışabilmesi için vücudun karmaşık duyusal girdilere ihtiyacı olduğunu savunuyor.

“Beyni bu girdiden ayırırsanız işler oldukça çabuk bozulmaya başlar. Dolayısıyla, duyu yoksunluğu bir işkence biçimi olarak kullanılır. Yapay zeka elde edilmiş olsa bile, beyinlerimizin onunla entegre olabileceği anlamına gelmez” demiştir.

Dondurulan Ölüm

Canlı dondurma bilimi olan kriyoniğin temel fikri, bir gün gelecek medeniyetlerin ölüleri yeniden canlandırma yeteneğine (ve arzusuna) sahip olmasını umut ederek bedeni ölümden sonra korumaktır. Kurzweil ve yaklaşık 1.500 diğer kişi (görünüşe göre Britney Spears da dahil olmak üzere) Arizona’daki Alcor Yaşam Uzatma Vakfı tarafından dondurularak saklanmak üzere anlaşma imzaladılar.

Evet fikir çılgınca görünüyor. Günlük tecrübelerde bile donmanın maddeyi değiştirdiğini biliriz. Örneğin donmuş bir çilek; tat ve özellikle dokusu şüphe götürmez şekilde değişir. Sorun şu ki; çilek hücreleri donduğunda buz kristalleriyle dolarlar. Buz onları parçalara ayırır, aslında onları pelteleştirir. O nedenle Alcor sizi aslında dondurmuyor; onlar sizi cam haline getiriyorlar.

Öldükten sonra vücudunuzdaki kan tamamen boşaltılır, yerine antifriz ve koruyucuların özel bir kriyojenik karışımı verilir. Soğutulduğunda sıvı tehlikeli kristaller oluşturmadan camsı bir hal alır.

Biyolojik zamanı etkili bir şekilde durdurmak için yeterince soğuk olan, sıvı azottan oluşan dev bir termosa yerleştirilirsiniz ve -196 ℃’ye soğutulursunuz. Orada bilim ölümünüzün sebebini ortaya çıkarana kadar, 1 yıl veya 1 yüzyıl boyunca değişmeden kalabilirsiniz. Fikir göründüğü kadar çılgınca olmayabilir. Benzer kriyoprezervasyon (kriyojenik koruma) teknikleri, fertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılan insan embriyolarını korumak için halihazırda kullanılmaktadır. Bugün bu şekilde korunmuş embriyonlardan gelişen ve büyüyen insanlar aramızda dolaşıyor. Eskiden sadece birer embriyolardı oysaki!

2009’da 21.Yüzyıl Tıbbı’ndan (özel olarak finanse edilen bir kriyonik araştırma laboratuvarı) kriyojenik uzmanı Greg Fahy tarafından bu kavrama bir takım kanıtlar sunuldu.

Fahy’nin ekibi bir tavşan böbreğini çıkardı, vitrifiye etti (camlaştırdı) ve çalışan tek böbrek olarak tavşana yeniden taktı. Şaşırtıcı bir şekilde, tavşan 9 gün boyunca hayatta kaldı. Daha yakın bir zamanda, Fahy tarafından geliştirilen yeni bir teknik, -196 ° C’de vitrifikasyon ve saklama ile tavşan beyninin mükemmel şekilde korunmasını mümkün kıldı. Isındıktan sonra gelişmiş 3D görüntüleme tekniği; tavşanın “konektomda yani beynin içerdiği tüm sinir yollarını gösteren diyagramda” –  nöronları arasındaki bağlantıların bozulmamış olduğunu ortaya koydu. Maalesef, bu teknik için kullanılan kimyasallar toksiktir, ancak yapılan çalışma, daha uygun maddelerle aynı derecede koruma sağlayabilecek bazı yöntemlerin gelecekte var olabileceği umudunu arttırmaktadır.

Yapının muhafazası, fonksiyonu muhafaza etmiyor. Düşüncelerimiz ve anılarımız, nöronlar arasındaki fiziksel bağlantılarda değil, aynı zamanda proteinlerin katlanmasında kodlanan bu bağlantıların gücünde kodlanmışlardır.

Bu nedenle bugüne kadarki en dikkat çekici kriyonik çalışma, 2015 yılında Alcor’da gerçekleştirilen çalışmadır. Burada bilim insanları 2 hafta boyunca minik bir solucanı camlaştırmayı başardıktan sonra, belleği bozulmadan onu hayata döndürdüler.

Solucanda sadece 302 nöron varken, bizlerde 100 milyondan fazla nöron var ve solucan 5000 nöron-nöron bağlantısına sahipken, bizler en azından 100 trilyona sahibiz. Öyleyse gidilecek bir yol var, ama kesinlikle umut da var.

Avustralya’da, kar amacı gütmeyen yeni bir kriyonik girişim olan Southern Cryonics, Güney Yarımküre’de ilk kriyonik tesisi açmayı planlıyor.

“Geçişin diğer tarafını görmek istiyorum. Herkesin istediği kadar sağlıklı olabileceği bir dünyada yaşamak istiyorum. Tanıdığım herkesi istiyorum ve bu fırsatı da önemsiyorum. Asıl soru, bugün neyin mümkün olduğu değildir, gelecekte neyin mümkün olabileceğidir” diyor Southern Cryonics sözcüsü ve sekreteri Matt Fisher. Fisher, kriyoprezervasyonun işe yaradığına dair henüz (!) hiçbir kanıt bulunmadığını da itiraf ediyor.

For English version and details please check:

https://cosmosmagazine.com/technology/fighting-the-common-fate-of-humans-to-better-life-and-beat-death

Çeviri: N. S.

 

Sayfamızı beğenip takip etmek ister misiniz?
0

Bir Cevap Yazın