İklim Değişikliği: 100 Yıl Sonra Dünya Neye Benzeyecek?

Cumhurbaşkanı Donald Trump ABD’yi Paris İklim Anlaşması’ndan geri çekme niyetini açıklamıştı. Bu karar, tam da 1880‘den bu yana Dünya’da görülen en sıcak yılda geldi. Bilim adamları bu sırada küresel sıcaklık kayıtlarını tutmaya başlamışlardı ve son 10 yılda beşinci kez yıllık ısı rekorunun kırıldığı ortaya çıkmıştı.

Genel olarak, Dünya uluslararası politika yapıcılar tarafından küresel ısınma için belirlenen 1.5 derecelik limite tehlikeli bir şekilde yakınlaştı ve sanayi öncesi dönemlerin ortalamasına göre 1.26 derece daha ısındı. (Bazıları, bu sınırlamanın keyfi olduğunu iddia etseler de ancak yine de insan uygarlığının en yıkıcı değişikliklerinin bazılarına da engel olunabilir.)

NASA’nın Uzay Araştırmaları Enstitüsü Goddard Enstitüsü direktörü olan iklim bilimcisi Gavin Schmidt, Business Insider’a daha önce şunları söyledi: “Küresel ısınmayı durdurmak yok. Şimdiye kadar olan her şey sistemin içinde pişmiş durumdadır.”

Bu, karbon emisyonları yarın sıfıra düşse bile, insan kaynaklı iklim değişikliğinin yüzyıllar boyu devam edişini izleyeceğimiz anlamına geliyor. Hepimiz emisyonların durmayacağını biliyoruz. Schmidt, iklim değişikliğinin doğurduğu sonuçlara mümkün olduğunca acısız şekilde adapte olmak için onu yavaşlatmamız gerektiğini söylüyor.

İklim değişikliği konusunda Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalarla (yenilenebilir enerjideki ya da karbon yakalama teknolojisindeki büyük sıçramaları engelleyerek) başarılı olunursa 100 yıl içinde Dünya’nın nasıl görüneceğine dair Schmidt şöyle bir yorumda bulunmuştur:

“1,5 derecelik hedefin uzun vadeli bir hedef olarak ulaşılamayacağını düşünüyorum. Yaklaşık 2030 civarında durum daha kötü olacak”.

Fakat Schmidt, endüstri öncesi dönemlerdeki seviyelerin 2 derece üstünde kalınabileceği konusunda ise daha iyimser. Bu seviye, BM’in önlemeyi umduğu sıcaklık artışı seviyesidir.

Bu iki hedef arasında bir yerde olduğumuzu varsayalım. Bu yüzyılın sonunda, şu anda bulunduğumuz noktanın yaklaşık 1,8 derece ortalamada bir Dünya’ya bakıyor olacağız.

Ancak ortalama yüzey sıcaklığı, iklim değişikliğinin tam resmini çizmez. Sıcaklık anomalileri – ya da belirli bir bölgenin sıcaklığının bu bölgedeki “normal” olandan ne kadar saptığı – çılgınca sapma gösterebilir.

Örneğin, Arktik bölgede sıcaklık, 2016’da 1 gün boyunca donma sıcaklığının üzerine yükseldi ki bu kutup için olağanüstü derecede sıcak olması anlamına gelir. Bu tür anormallikler çok daha fazla gerçekleşmeye başlayacak. Bu da  deniz altı buzul kalınlığının rekor düzeyde düşük olduğu 2016 yılı gibi zamanların daha yaygın hale geleceği anlamına geliyor. Grönland’daki yazlar 2050 yılına kadar buzsuz hale gelebilir. 2012 yazında, Grönland buz tabakasının yüzeyinin %97’si erimeye başladı. Bu tipik olarak yüzyılda bir görülen bir olaydır, ancak yüzeyinin yüzyılın sonuna kadar her altı yılda bir eridiğini görebiliyorduk.

İşin güzel tarafı, Antarktika’daki buzlar nispeten stabil kalacak ve deniz seviyesindeki yükselişe minimum katkıda bulunacaktır. Bununla birlikte, beklenmedik buzul tabakaların çökmesi deniz seviyesinde yaratacakları ekstra artışla araştırmacıları şaşırtabilir. En iyi durum senaryolarında bile, okyanuslar 2100 yılına kadar 60 ila 90 cm aralıklarla yükselmeye devam edecek. Bu, 4 milyon kişinin yerini değiştirmek zorunda kalmasına sebep olabilir.

Okyanuslar, atmosferdeki tüm karbondioksitin yaklaşık 1/3’nü absorbe ederek onları sıcak ve daha asidik hale getirirler. Bu nedenle yükselen sıcaklıklar okyanusların dünyada daha fazla asitli hale gelmelerine neden olacak. Tropik bölgelerde, hemen hemen tüm mercan resifi yaşam alanları harap olacak demektir. En iyi senaryoya göre, tüm tropikal mercan resiflerinin yarısı tehdit altındadır. Emisyonları sınırlarsak bile, tropik bölgelerdeki yazlar 2050’ye kadar aşırı ısınma sonucu %50’lik bir ısı artışı yaşayabilir. Daha kuzeyde, 1 yıldaki günlerin %10-20 arası daha sıcak olacak.

Emisyonlarımızı kontrol etmeden (her zamanki gibi bir iş senaryosu), tropik bölgeler yaz boyunca olağanüstü sıcaklıklar görecektir. Ilıman bölgelerde, günlerin %30’u veya daha fazlası, olağan dışı gördüğümüz sıcaklıklara sahip olacaktır. Hatta biraz ısınmak bile su kaynaklarını azaltacaktır.

2013’te yayınlanan bir makalede, bilim adamları, dünyanın daha yoğun kuraklık yaşamaya başlayacağını öngörüyor. İklim değişikliği kontrol altına alınmazsa tüm arazilerin %40’ında ciddi kuraklığa neden olabilir – bugünün neredeyse 2 katıdır. Bir de hava konusu var. 2015-2016 yıllarındaki El Nino olayı herhangi bir gösterge olsaydı, daha pek çok doğal afet yaşayacağımızı ön görebilirdik – fırtınalarla kabaran dev dalgalar, orman yangınları ve aşırı ısı dalgaları… Tüm bunlar da 2070 yılı ve sonrasında sıradaki gerçekleşecek olaylardır.

Şu anda insanlık bir uçurumda duruyor. Uyarı işaretlerini görmezden gelirsek, Schmidt’in “son derece farklı bir gezegen” olarak tanımladığı şeyle varlığımızı sona erdirebiliriz – kabaca şimdiki iklimimiz son çağın buzul çağından farklıdır.

Ya da çözümler üretebiliriz. Burada sunulan senaryolardan birçoğu, negatif emisyonlara 2100’de ulaşacağımızı varsayıyor, yani karbon yakalama teknolojisi ile yaydığımızdan çok geri toplayabileceğimizi düşünüyoruz.

Schmidt, Dünya’nın 2100’de “bugünkünden biraz daha sıcak ve bugünkünden çok daha sıcak” arasında bir yerlerde olacağını söyledi. Gezegen çapında, bu fark milyonlarca kişinin kurtulabileceği anlamına gelir.

For English version and details please check:

http://www.sciencealert.com/president-trump-has-announced-his-intent-to-withdraw-from-the-paris-climate-agreement

Çeviri: N. S.

Sayfamızı beğenip takip etmek ister misiniz?
0

Bir Cevap Yazın